Heybetli boyutta bir Unkapanı olarak sosyal ağ | HABER.com.tcHABER.com.tc

5 Mart 2021 - 06:37

Heybetli boyutta bir Unkapanı olarak sosyal ağ

reklam
Heybetli boyutta bir Unkapanı olarak sosyal ağ
Son Güncelleme :

06 Mayıs 2020 - 8:24

23 kez okundu
reklam
author

ÜMİT ALAN

umitalan@me.com

2020.05.03 09:08

Yukarı Çık

Geçen gün, evden de olsa süren mesaili işimden çoğalan zamanda kendimi aniden “tembel” hissettim. Ne podcast işine kalkışmış, ne YouTube kanalı açmış ne Instagram canlı yayın işine girişmiştim. Evden de olsa süren mesaili işimi ve ara verdiğimiz tv programını bir kenara koyarsak, haftada bir yazı yazmaktan başka hiçbir şey yapmıyordum. Ancak devir, ne yapacağını düşünme çağı yok, işe girişme çağıydı. Öyleyse podcast’e mi başlamalıydım yahut pandeminin birincil günlerinde aldığım “halka” şeklindeki ayaklı Youtuber lambasını kullanacağım bir proje mi yaratmalıydım? Durduk yerde stres basmıştı.

Yukarıdaki paragrafta kendi hislerim olarak özetlediğim hisleri çoğu kişinin paylaştığını biliyorum. Kimsenin salt alıcı olarak kalmak istemediği bir dönemdeyiz. Pandemi, bu işi daha da katmarlendirdi. Korkmayın, “Eline klavyeyi geçiren yazan oldu” gibi demode bir serzenişe girişmeyeceğim. Endişem bambaşka. Bu içerik sağanağında asıl şampiyon kim ve bunun sonu nereye varacak? Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun soruları bunlar olsun.

SOSYAL MEDYANIN ASIL DEHASI

Derek Thompson, Hit Makers kitabında Facebook’un (Instagram, Youtube vb. gibi de düşünebiliriz) belli başlı işinin ‘başlıca olarak tanımadığı bir kitleyi, onlara bir ödenti ödemeden veyahut işe almadan, içerik paylaşmaya cesaretlendirmek’ olduğunu belirtir. Yani işleri alaka uyandırmaktır ve biz de buna aracı oluruz. Pandemi dönemine dek daha fazla insanların bu platformları kullanarak, fazla da haberdar olmadan kıymetli verilerini teslim ettiğini tartışıyorduk. Ama pandemiyle birlikte görüyorum oysa herkes deliler gibi içerik üretiyor. Çekebilenler video çekiyor, kimi canlı yayın yapıyor misafir alıyor, en olmadı Twitter’da sonu gelmeyen bilgiseller yapıyor. Yalnızca eğlenmek için yapanlar hariç profesyonel amaçlarla yapanlar için tünelin sonundaki ışık şu: ‘Bunu paraya çevirecek izlenmelere ulaşır mıyım ya da en azından buradan dikkat çekip eski usül telif ödeyecek bir mecra bulur muyum’ umudu. Adeta inşaatta şarkı söyleyerek İbrahim Tatlıses gibi keşfedilme umudu içeren yüzbinlerce insan bir arada. Koyduğumuz her içerikle, Unkapanı’nda kapı kapı gezen bir dönemin şarkıcı adayları gibi hissediyorum bazen.

İŞE GİRİŞTİK, NE OLACAK?

Podcast, YouTube videosu vs. diyelim ki bir içerik ürettik ve koyduk. Bunun tanıtımına, eşe, dosta özel mesajla iletilip paylaşım rica edilmesine, Twitter’da süslü cümlelerle tanıtılmasına, ilk anda uyarı çekmesine büyük gereklilik var. Bu her yetenekli insanın kişiliğine yerinde bir faaliyet yok lakin ne yazık ama içeriğe harcadığınız efordan daha fazlasını tanıtımına harcamanız gerekiyor. Fakat eski herif yayıncılıkta siz bir kurumun geçmişten gelen marka değerine içeriğinizi teslim eder ve tanıtım işini onlara bırakırdınız. Bu bir gazete, dergi, tv, radyonun markası olurdu. Şu lahza böyle bir şey değil. Bunun keza olumlu keza olumsuz tarafları var.

Sonuçta kendinizi karar verici birilerinin insafına bırakmıyor doğrudan halkımızın teveccühüne teslim ediyorsunuz. İşin bu tarafı da münakaşacı olsa da bir kenara bırakıp beri tarafına bakalım. Yani algoritmalar ne değin masum? İlk bakışta Facebook veya Instagram’ın algoritması nesnel gibi görünüyor. Ne değin dikkat çekersen, tıklanırsan, izlenirsen böylece yükseliyorsun ve bu bir vakit sonradan paraya dönüyor vs. Bu algoritmaların tarafsızlığı konusunda hiç böylece emin olmamak lüzum. Çünkü bu algoritmaları da açıklanmış önermelerle ırk hazırlıyor ve bu insanların da patronları, yatırımcıları var.

Evet, fazla pozitif uyarı çeken bir azınlık bu içerik üretme işinden hayatını döndürecek parayı kazanıyor. Ancak onların para kazanması için olur ya milyonlarca kişi bedeli olmadan bir umutla içerik üretiyor. Üretmeyenler kendini uyuşuk hissediyor. Algoritma genelde iyi olanı yeterince uyarı çekmediği için aşağıya itiyor ve birçok layık ilk olarak algoritmanın dikkatini çekemediği için yok olup gidiyor. “Önceden de böyle yok miydi?” diyeceksiniz ve her sektörün eşik bekçileri olduğunu söyleyeceksiniz. olanın her türlü algoritmayı yenip kendini göstereceğini biliyorum da bu küresel sosyal ağ devleri için karşılıksız içerik üretme işi üzerine gerçi bir düşünelim diyorum. Sanıyorum hiçbir dönemde “yaratıcı emek” bu dek ucuz veya bedava olmamıştı. Yine hiçbir dönemde insanlar bu dek karşılıksız üretmeye razı olmamıştı. Yani şu sıralar böyle karşılıksız üretmiyorsak da kendimizi tembel veya yetersiz hissetmeyelim. Behçet Necatigil’in de dediği gibi “Çünkü başlıca şiirler bekler bazı yaşları” ve unutmayalım Beethoven, 9. Senfoni’ye gelene dek 8 senfoni daha yazdı.

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
reklam

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
reklam