“Ola Ki de bir gün biz Tartuffe olacağız” | HABER.com.tcHABER.com.tc

2 Mart 2021 - 14:14

“Ola Ki de bir gün biz Tartuffe olacağız”

reklam
“Ola Ki de bir gün biz Tartuffe olacağız”
Son Güncelleme :

01 Mayıs 2020 - 14:21

11 kez okundu
reklam

 “Sabah bugün içerisinde zaten mevcut, ancak yine de zararsız olarak görünüyor; kendisini tanıdıkların arkasına saklamış ve oradan kendisini gösteriyor. Gelecek, şu andan tamamen bölünmüş bir ütopya yok; gelecek zaten başladı. Oysa vaktinde ayrım edilirse hâlâ istikrarsız. Gelecek hakkında konuşurken her insan, olasılıkla üzüntü verici bir katkıda bulunabilir. ekonomik, sosyal, siyasi kısıtlamaların bulunduğuna dair yeniden var olan iddia, mevcut gerçekliği korkutan ve itaatkâr bir şey gibi gösterir. Bu şartlar altında kişisel eylem için öznel doğum noktası mecburiyete tabidir. Reel dışarıda katlanılacak hiçbir şey kalmamıştır. Fakat, bir çıkış yolunun özlemi büyür, hayaller ağırlık kazanır, dünyadaki bir imkânsızlık noktası olan bir ütopya aranır. aynı zamanda, bir ütopya olarak insanlığın bir parçası gibi görünen şey, bir diğer açıdan distopyaya aittir.”

Başlıca nükleer silahlarla ilgili konularda yazan Avusturyalı yazar, gazeteci ve fütürolog Robert Jungk’ın 1952’de yazdığı bu metin, fiilen bugün içinde bulunduğumuz yoksa bize sunulan ‘yaşam paketi’ni daha bir net ifade ediyor gibi… Platon, Thomas More, T. Campanella veya Francis Bacon’un ütopyası mı, yahut Aldous Huxley ve George Orwell’in distopyası mı? ya da öteki bir şık ‘hiçbiri’… İzninizle, mevzumuza Planet Earth, Life, Africa gibi kayda değer BBC belgesellerinin yaratıcısı, anlatıcısı ve doğa bilimci, 92 yaşında (Nisan’da sekiz bölümlük birinci sezonu yayınlanan Our Planet isimli belgeselin çalışmalarını sürdüren) Sir unvanlı David Attenborough’un sözüyle bağlanmak istiyorum: “İnsan bu dünyanın vebasıdır.”

5e5e5edf17aca91eac46b6a6

Fransızca’da ikiyüzlü ya da sahtekârın eşanlamlısı olan “Tartuffe” bugünkü röportajın mimarı. Hani, şu bir zamanlar fakat takvimler 1664 yılını gösteriyorken, iki kez yasaklananarak revizyon yiyen ve üçüncüsünde sahnelenebilen Moliere’in “Le Tartuffe, ou I’Imposteur” adlı beş perdelik tiyatro oyunu. bu arada, Türkiye edebiyatında birincil tercüme eserlerden biri kendisi. Türkçe tercümelerinin isimleri: Tartüf, 1876; Riyanın Encamı, 1881; Tartuffe, 1944…

Bu kez Mam’Art Tiyatro’nun yorumuyla ve meramıyla karşımızda “Tartuffe / Yüzsüz”… “Aldatanların gözü dönmüştü de düşündük mü hiç aldananlar pür-i temiz mıydı?” diye soran ekipten, Mam’Art Tiyatro’nun kurucusu, şahsına münhasır enerjisinin hastası olduğumuz tiyatrocu Feri Baycu Güler; “Hayvan Çiftliği”, “Kran Resimleri”, “Yanlışlıklar Komediyası”, “Bir Baba Hamlet” ve “Meçhul Paşa” gibi oyunlarla bellekleri temize çeken, başarılı yönetmen Emrah Eren ve insanı iyi eden oyunculuğunun yanına, söz yazarı, besteci ve müzisyen kimliğiyle de dikkat kesildiğimiz (bilahare ‘En Uzak Yakın’ albümünü dinleyiniz) Goncagül Sunar ile biraraya geldik….

Röportaja geçmeden evvel sahne arkası emekçilerine selamlar diyerek verelim reveransımızı: Uyarlayan Irmak Bahçeci, yönetmen yardımcısı Zeynep Yazıcıoğlu, oyuncular Beyti Engin (Tartuffe), Fatih Al (Orgon), Feri Baycu Güler (Dorine), Goncagül Sunar (Elmire), Cemil Büyükdöğerli (Cleante), Sefa Tantoğlu (Damis), Sevi Demirçivi (Marianne), Ziver Hediye Açıl (Valere). Müzik Tolga Çebi, dekor tasarımı Melih Karakurt, kostüm tasarımı Sadık Kızılağaç, ışık tasarımı Yakup Çartık, hareket düzeni Utku Demirkaya, şarkı sözleri Faruk Üstün…

“Sabun köpüğü gibi oyunlar yönetmedim”

 * “Sanatı siyasetten, felsefeden, ideolojiden karışıklığa itmek çok tehlikeli… Sanat diğerlerinden arındırılmış, saf ve temiz kalabilir mi? Sanat kirlidir, bozuktur. Saf ve pak sanat olamaz, çünkü sanat yaşama kaslı bağlarla bağlıdır” diyor Dairo Fo… Yazıldığı dönemin şartlarını düşünürsek “Tartuffe” de her atama hislerimize tercüman olanlardan ve Dario Fo’nun cümlelerine selam çakmamızı salık veriyor az kalsın. Sizin metinle karşılaşmanızdaki hissiyatınızı öğrenebilir miyiz?

Emrah Eren: Daha önce sahnelediğim oyunlara baktığımda da, hiçbir zaman sabun köpüğü gibi oyunlar yönetmedim. Meselesi ve derdi olan metinler, işler seçtim. Dolayısıyla Dario Fo’nun sözüne paralel yürüyen bir tiyatro mesaim oldu defalarca. “Tartuffe / Arsız” de benim için sürpriz bir şey değildi: “Tartuffe”ün fikirleri, 2004’te kafamda oluşmaya başlamıştı, hatta şu lahza sahnede gördüğünüz dekor tasarımı da kafamdakiyle aynıydı.

Goncagül Sunar: “Tartuffe” bildiğim bir metin değildi. Doğrusu oyun şekillenene değin da hikayeye mesafeliydim. Zira oyunda da dediği gibi “olaylar Fransa’da geçiyor!”du. “Bakalım nasıl olacak?” gibi ağırbaşlı bir yerden baktım metne. Ama, Moliere’in 1600’lerin ortasında yazdığı mevzu, günümüzde de hâlâ insanları güldürüp, düşündürebiliyor. Bakınca bu değin da kolay bir durum var besbelli. Fakat Mam’Art’ta hangi oyunda rol aldımsa biliyordum ancak hoş bir gezi olacaktı bu, öyle de oldu.

· Sizi birincil kere böylesi bir herzamanki komedide görüyoruz, tariflemenizi istesek karşılığı ne olur?

Goncagül Sunar: Kendini, yönetmenin dünyasına bırakmayı seven ve bir bütünün parçası olmayı isteyen bir oyuncu olarak, bugüne değin yaptığım her işten, yeni bir şeyler öğrendim. Bu yıl da Emrah’ın dünyasını deneyim ediyorum. Bu stil herzamanki bir komediyi ilk önce kendimde de çıkarmaya çalışıyorum. Hâlâ da tamamen oturtamamışım gibi geliyor. Role çalışırken, bazen zorlandığım oluyor, çünkü sürekli enerjik edinmek gerekiyor. Ama fazla keyif aldığımı belirtmeliyim. Kesintisiz bir hikayenin içinde olmak, onu yaşamak, beni mesleğe yeni başlamışım gibi heyecanlandırıyor.

·Devasa peruğuyla hemen hemen karakter özelliklerini dışa vuran Elmire için ne bildirmek istersiniz?

Gocagül Sunar: Elmire’e baktığımda, bu şahsiyet özelliklerinin fazla da uzaklara düşmediğini görüyorum. Etrafımızda böylece fazla “Elmireler” olduğunu düşünüyorum; sınıfsal kodlama yaparak ‘daha aşağı sınıf’ dediği bir kesimi küçümseme, hiçbir şekilde empati kuramama ve eleştiriyi hiç bırakmadığı halde, var olan konforundan da vazgeçmeme. Tuhaftır, en çok korktukları da bu konforu kaybetmek. 

“Artık bir Robin Hood yok”

· 2004’cilt bugüne, bunca sene niçin beklediniz ya da beklemenizi salık veren neydi?

 Emrah Eren: Ben, “süre, zemin, zuhur” üçlemesine inanırım. İki kez denememiz oldu. Şans 15 sene sonradan imiş. Irmak Bahçeci vasıtasıyla Feri (Baycu Güler) ile buluştuk. Feri de, “Kafamda Tartuffe yapma fikrim var ve seninle gerçekleştirmek istiyorum” dedi. “Benimle yapmazsan, B Planı’n nedir?” dediğimde söylediği, “O süre yapmayacağım.” Bunu duymak şen, ama bir yanıyla da büyük yükümlülük.

·“Tartuffe”ü Donald Trump ve Harvey Weinstein’ın ABD’sine taşıyarak sahneleyen ve büyük ses getiren İngiliz oyun yazarı, senaryo yazarı, film yönetmeni Sir Christopher James Hampton da, “ bir oyunun işareti daima her çağa uyarlanabilmesidir” diyor. Hampton, eserdeki Orgon’u Hollywood stüdyosu satın alan bir Fransız film yapımcısına dönüştürmüş ve film patronlarının cinsel tacizlerini oyuna yansıtmış. Sizde de ‘kurban’ ve ‘cellat’ rollerinin değiştiğini görüyoruz. Bu değişime gitme hemhalinizi anlatır mısınız?

Feri Baycu Güler: “Tartuffe” mektep oyunumdu ve orada da Dorine’i oynamıştım. Bir gün tiyatrom olursa yapmak istediğim oyunlardandı ve o vakitlerde de, bu hikayenin Moliere’in yazdığı şekilde bitmesinin içten olmadığını düşünüyordum. Bu anlamıyla bizim oynadığımız son, içime sinen oldu. Oyunlarda yönlendirmekten fazla hoşlanan bir tiyatrocu değilim, ama Emrah ile şu konuşmayı yaptığımızı biliyorum: “Final böyle olmamalı!” Biz, bir modernizasyon yapacağımızı biliyorduk fakat modernizasyon seslenmek, günümüze çekmek yok. “Vakitsiz” bir hikayeden bahsediyorum…

Emrah Eren: Açıkçası orijinal metnin, kurbanı Orgon ve suçluyu da Tartuffe’ü göstermesi ve aileyi de nerdeyse “pürü temiz” bir şekilde ifade etmesi beni mutsuz ediyordu. Irmak ile karşılıklı çalışmalar sonucunda aileyi, “Siz böyle olmasaydınız, başınıza da Tartuffe gelmezdi” noktasına eriştirmek istedik.

·Modernizasyondan kastınız nedir?

Goncagül Sunar: Pek bir oyunki her türlü yorumlayabilirsiniz. Bence, biz metni daha renkli ve müzikli yaparak daha çekici bir ülkü getirdik.

Feri Baycu Güler: Günümüzde iyi insanları kurtaran bir kahraman olduğunu düşünmüyorum. İnsanların kurtarıcıları tekrar kendileri. Artık bir Robin Hood değil, dolayısıyla da etrafımızda çok “Tartuffe”ler var. Günümüz konjonktüründe bir sözü veya önermesi yoksa, niye “Tartuffe” yapalım? “Tartuffe”ün yüzlerce sene sonra da değişmeyip, binlerce yıl sonra da değişmeyecek bir hakiki olması hali, kendimce etkileyici. İnsanoğlu değişmediği sürece Tartuffe’ler olacak ve belki de bir gün, biz “Tartuffe” olacağız, kimbilir!

5e5e5eee17aca91eac46b6a8

 “Orijinal final bizi memnun etme etmedi”

·Moliere’in eserleri genelde uzundur, bu aşamada sahnelemede güzergâhınızı nasıl belirlediniz ve ne gibi yorumlamalar getirdiniz?

 Emrah Eren: Eşsiz metin keza uzundu ayrıca de çok fazla ikili sahnesi vardı. Hemen Hemen tüm aile finalde bir araya geliyor. Doğrusu, bunu tercih edebilen bir dramaturji kafam değil. Özellikle böylesi alışılmış metinlerde, bir şey oluyorsa mümkün mertebe sahne üstündeki herkesin tepki göstermesi ve yolculuğunu o olan şey üzerinden yürütmesi gerektiğini düşünüyorum. O yüzden, ilk önce metinde ikili ve üçlü sahneleri ‘ansamble’a dönüştürmekle başladık. Başta da söylediğim gibi, doğrusu Moliere’in orijinal finali bizi memnun etme etmedi: Kral kazanç, Tartuffe’ü cezalandırır ve evi aileye geri verir. Bu çok kolay bir çözüm ve mutlu bir son. Halbuki mutlu sonu hak etmeyen de bir hikaye. O yüzden de hikayeyi bir soru ile pasladık seyirciye. Tabii sonrası ne olur ve nasıl sıfırdan açmak noktasına düşerler agnostik!

·Yönetmen olarak yıllardır kafanızda yol bölge bir oyundan bahsediyoruz. Peki, biz seyirciler kafanızdaki hikayeyi anlayabildik mi?

Emrah Eren: İzlemek istediğim oyunları yapmaya çaba ediyorum. Çünkü ben oyuncularla değil de seyirci ile meslektaş olduğumu düşünüyorum. Ve iyi bir izleyici olduğumu düşünüyorum. Bir işe yaklaşırken de ‘kendimin izlemek istediği oyunlar’ algısı, bir zemin sağlıyor kendimce ve seyirci daima anlıyor. Bu ülke tiyatrosu, seyirciye anlamıyor demeyi bırakalı galiba 10-15 sene oldu. Çünkü samimiyeti öğrendi ve bu samimiyeti keşfettikçe, ayrıca oyuncular ayrıca yönetmen ayrıca de seyrici daha bir senet kurdu.

 •Aternatif sahnelerin bunda etkisi yadsınamaz, sanırım siz de böyle düşünüyorsunuz?

 Emrah Eren: Şüphesiz. Bir De bence yönetmenin işi yok tiyatroda. Tiyatro dediğiniz şey üç şeyden oluşur: seyirci, oyuncu ve mekan… Fakat yönetmenin, oyuncunun anlattığıyla seyiricinin algılaması arasındaki yolculuktan çekilmesi lüzumlu. “İyi bir oyun”da total bir galibiyet tutturmalı, çünkü seyirci total izliyor. Bazen, rejisör bir çekil aradan da oyunu izleyelim dediğim oyunlar oluyor. İşte “Tartuffe” de bunların olmamasına gayret ettik.

 “Hiç kimse sevgisinde arkadaş canlısı yok”

·Bugün o kadar çok ülkede karşılık bulan bir hikayeden bahsediyoruz. Bu aşamada o kadar çok insan gibi ben de tıkanıp kalıyorum. Şöyle fakat, bu kadar yazıp, çizip, söylediğimiz hatta ölçümlemeyi yaptığımız yerden, niçin dönüşemiyoruz, yüzleşemiyoruz, özde seçim mi etmiyoruz iyileşmeyi?

 Feri Baycu Güler: Tercih etmiyoruz. Dönüşmek çağırmak, bir bakıma kayıplar silsilesi, yani sen bir şeye dönüştüğünde, bazı şeyleri kaybetmeyi göz almalısın. pek azımız kaybetmeyi göze alıyoruz ama… Yüzleşme kısmında ise, bence cümbür cemaat yüzleşiyor. Oysa hiç kimse konfor alanından çıkmak istemiyor ya da sahiden içten içe kendini ve durumu ya da yarattığı sistemi değiştirmeye gücü veya hali yok.

Goncagül Sunar: Kendimce, Türkiye’de yüzde 20’lik bir kitlenin algısı gitgide artarak daha da açılıyor. Bazılarının ise çok kemikleşmiş ve klikleşmiş us yapısı var. Ben ne eyvah ama ‘iyileşme’ halinden ümitli değilim. Bunun da getirdiği işlem şöyle: Biraz kendi içine kapanma, mutsuz olma, yöneticilik ederek yaşama gibi bir dürtüye sokuyor insanı. Sözde tüm bunların içinde yaşayıp gidiyoruz gibi…  

·Oyunda şarkıda diyor ya, “Bir ömür aldanarak geçiyor / Fiilen bize müstahak…” birer tümce ile bize ne müstahak?

 Feri Baycu Güler: Konfor alanlarımızdan çıkmadığımız sürece bize her şey müstahak. Bu yalnızca politik bir şey yok, insan olma meselesi. Örneğin, sosyal ağların bu dek kuvvetli olduğu dünya düzeninde, iki gün daha sonra küçük bir çocuğun veya bir kadının öldürülmesi unutulabiliyor. Bu dünyaya çocuk yetiştiren bir anneyim, buradan bakınca dayanılamaz bir hal. Tek cümleyle olmadı lakin, başımıza ne geliyorsa müstahak.

 Goncagül Sunar: Yaşadığımız coğrafyada millet birazcık da itaatkâr olmayı seviyor. Dolayısıyla çoğu birey de “aman, bize bir şey olmasın”, “aman, biz susalım” diyebiliyor. Bu coğrafyanın geçmişine baktığımızda da niçin “susalım” dediklerini çok da garipsememek lazım. Bir vakit daha sonra o kızdığın ve belki de anlamadığın kişilerden biri de sen olabiliyorsun. O süre suçlayıcı edinmek da boşa düşebiliyor. Lakin yaşanan bunca şeye karşın, bu dek kolaysa hatırlamamak, o zaman bize müstahak.

·Metni okuma, prova ve sahneleme sürecinde fonda ne vardı?

Emrah Eren: Fonumda olan sözcük ‘müstahak’tı. 2004’cilt 2019’a dek bu “Tartuffe” yorumumu, suçlu – kurban ilişkisini aileden yanlamasına yaptığım için, fonda aileye müstahak olma durumlarını araştırdım defalarca. Bu minvalde de aile içindeki ilişki biçimleri üzerinden “dejenere olmuş bir aile tablosu” gösterdik. Çünkü aile, toplum aramak ve bu oyundaki aile sevgisinde bir sorun var, hiç kimse sevgisinde cana yakın değil, tüm karakterler kendi çıkarları için sevgi gösteriyor.

Feri Baycu Güler: Fonumda, bir vakit anlayamadığım, metnin de klik karakteri olan Dorien vardı. Çünkü metindeki Dorien, aileyle birlik, yardımseverken, biz ise aksine bir kişilik ortaya çıkardık. Ardından anladım ancak, aileye yardım etmesinin tek sebebi para… Mesele bir yanıyla iyilik ve musibet de değil; fırsatını bulduğu anda onu ezenleri, ezebilen birisi o da…

Goncagül Sunar: Sözleri Faruk Üstün’e, besteleri Tolga Çebi’ye ait şarkılar fonumdaydı. Provalarda kulağımdaki ‘Biz Kadınlar’ şarkısıydı.

 “Gülerken göz önünde bulundurmak serbesttir”

 ·Olağan eserler sahnelemenin yanında, müzikaller de Türkiye tiyatrosunda hep bir mevzu ve ara sıra de absürt oluyor…

Feri Baycu Güler: Birincisi Türkiye’de şarkı söyleyip, dans edebilen ve aynı zamanda da iyi oyuncu birey sayısı eksik. Siz dahası bu işe gişesi olsun diye renkli isimleri koyuyorsanız, besteyle güfte oturmayabilir. Bu anlamda “Tartuffe”deki müzikler, ustalar Tolga Çebi ve Faruk Üstün’e emanetti. Kadroyu çok iyi biliyorlardı, bizlerin diline oturan şarkılar yaptılar. Emrah da o kadar biliyordu ki ne yapacağını, ekipteki kimseyi ikna etmesine gerek yoktu. Başından beri altını çizerek söylediğim, bu ekiple çok şanslıydım. Oyuncusundan sahne arkasındaki emekçisine kadar tümü üzerimden büyük ağırlık aldılar. Özel tiyatrolarda öyle de rastlanmayan şeylerden bahsediyorum.

 ·Oynadığınız karakterlerle aynı masaya düşseniz, onlara ne bildirmek isterdiniz?

 Feri Baycu Güler: “Lütfen, elini vicdanına koy ve çek ve git” derdim. Olmayacağını biliyorum, çünkü Dorine gibi karakterler bunu yapamaz yok, yapmaz.

 Goncagül Sunar: “Çıkar şu peruğunu, kolyeni ve terk et şu adamı, git âşık ol” derdim.

 Emrah Eren: Orgon ve ailesine, “Zeki olun, kurnaz olun!” derdim, lakin tekrar bildiklerini okurlardı. “Tartuffe”e de, “Helal olsun kardeşim, devam et” derdim.

 ·Seyirci bu oyuna neden gelsin?

Feri Baycu Güler: Tabire caizse güldüre güldüre dokunduruyoruz. Bence, tiyatroda iyi bir şey izlemek istiyorsan, araştıracaksın ve bazen iyiyi bazen de kötüyü izleyeceksin. Zamanla izlediklerinle şekillenecek tiyatro bakışın da. Çünkü tiyatro önemlidir, televizyon gibi değildir, öncelikli olarak cehaletten kurtarır insanı. İkincisi ise “Tartuffe” evet, çok eğlenceli bir oyun, hatta ben ‘gülerken düşünmek serbesttir’ diye de yazdım metne. Lakin mesele “Tartuffe”e gelsinler değil; “Lütfen, tiyatroya gidin!”. Bizlerin emeği için değil, kendinize bir armağan alın, spa’dan daha etkin olduğuna iddiaya girerim.

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
reklam

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
reklam