Kadim şehrin tarihi binasında yeni bir randevulaşma noktası daha | HABER.com.tcHABER.com.tc

2 Mart 2021 - 13:11

Kadim şehrin tarihi binasında yeni bir randevulaşma noktası daha

reklam
Kadim şehrin tarihi binasında yeni bir randevulaşma noktası daha
Son Güncelleme :

01 Mayıs 2020 - 14:21

3 kez okundu
reklam

 

“Ceset ruhun mezarıdır.” der Platon ve ekler sonunda da, “Onun için ahlâklı bir kişi ölümden korkmaz.” Antik klâsik Yunan filozofu, matematikçi ve batı dünyasındaki birincil yükseköğretim kurumu olan Atina Akademisi’nin kurucusu Platon’un en ünlü eserlerinden biri olan, hatta bugüne kadar belleğimize yer edinmiş (ilk aklıma gelenler Matrix ve The Truman Show) filmlerde de göndermelerle karşımıza çıkan Mağara Alegorisi, son zamanlarda gündemimi meşgul edenlerden… Bu meşguliyetimi sizlere de salmak isterim.

Ama öncesinde, üşenmez de alegoriye gelirsek: Hani, doğuştan olan bir mağarada zincirli, yalnızca mağaranın girişinden yansıyan nesnelerin gölgelerini görüp, bunları gerçeklikleri sanan insanların hikayesi…Ve nihayet içlerinden birinin, bir gün zincirlerinden kurtulup, mağarayı terk etmesi ve mağaranın dışında yeni bir gerçeklikle tanışması. Natürel ki nesneler ve idealardan oluşan iki öbür dünyanın varlığına inanan Platon, alegorisini burada bitirmiyor; Zincirinden azat olan insan, dışarı çıktığında, duvarda gölgelerini gördüğü nesnelerin gerçek olmadığının farkına varıyor ve bunu mağaradaki arkadaşlarıyla paylaşmak için mağaraya geri dönüyor.

Bugüne kadar yegane gerçeğin mağara duvarına yansıyan gölgeler olduğunu düşünen arkadaşlarına anlatıyor, ama beyhude… Mağara Alegorisi, filozofun idealar kuramı çerçevesinde anlattığı ideal devlet biçimini ve bu devletin ideal yöneticisi olan filozof kralı tanımladığı “Devlet” isimli yapıtının 7. kitabında yer alıyor, bilahare bakarsınız. Bu alegorideki her şey bir metafor natürel, dolayısıyla bugünün alegorisi sizde neye tekabül ediyor bilmiyorum lakin sanatın her şeye rağmen yaşamdaki özgürlük alanlarımızı açtığı belirli!

Dünyanın gidişatının tersine son yıllarda açılan sanat galerileri, mekanlar, platformlar dikkat çekiyor. Bunlardan bir tanesi de Contemporary Art İstanbul ve Art Weeks Akaretler’de düzenlediği sergilerle büyük ilgi gören, Nişantaşı’nın tarihi binalarından Ralli Apartmanı’nda sanatseverleri ağırlayan ve “modern sanatın İstanbul’daki yeni adreslerinden” olarak lanse edilen Ferda Art Platform. 2019’un Eylül’ünde Nişantaşı’nda kapılarını açan ve kısa zamanda başarılı işlere imza atan Ferda Art Platform’da geçtiğimiz günlerde sergilenen iki sergiyi kadraja aldım.

Biri son dönem modern Türkiye sanatının “Toplumsal cinsiyet / Kadın kimliği” üstüne özgün işleriyle adından laf ettiren Gülcan Şenyuvalı’nın beşinci kişisel sergisi “Histerik Bahçe”; diğeri de genç sanatçılardan Hüseyin Aksoy’un “Biz Iyice Neyi Seyrettik?” adlı ilk bireysel sergisi. İki bölümden oluşan galeriye Mart ve Nisan’da yolunuz düşerse de, Main Hall bölümünde Güler Güçlü ve Gizem Çeşmeci, Project Space bölümünde ise Deniz İkizler ve Rabia Kalyoncuoğlu’nun sergilerini gezebilirsiniz. Hemen gelelim bu yazıya özne olan galerinin kurucusu Yüksek Mimar Ferda Dedeoğlu ile gerçekleştirdiğimiz röportaja.

5e67956e79da3e1e48ca129d

 “Iki Taraflı bir payda oluşturabilmek”

 

İki mimar (karı-koca) Denise Scott Brown ve Robert Venturi öncü teorileri ve kışkırtıcı çalışmaları bir uçtan bir uca postmodernizm hareketinin başında yer aldılar. Ses getiren “Learning from Las Vegas” kitabını da 1968 hareketinin akabinde, 1972’de yayınladılar. Siz de bir mimarsınız; günümüz mimarisini, modernizmi ve son yılların her sanat dalında tepe gösteren postmodernizm anlayışını nasıl tanımlıyorsunuz?

1972’de bütün dünyanın içinde bulunduğu başkalaşım ve o zamanki hür arayışını, 2020 dünyasından ifade etmek kendimce fazla dürüst değil. O dönemde gördüğümüz ciddi değişimlerle mimaride, mimarın bireysel olarak özgürlüğünü yansıttığı ve öne çıktığı bir ortam izlenebiliyor. Bugün, bu başkalaşım teknolojik ilerlemelerle daha içten değerlendirilebilir. Bu kitaptaki ne modernizm ne postmodernizm tanımları o zamanki haliyle bugüne uyarlanamaz. Hatta bu tanımlamaların ilerisinde, insanoğlunun da az daha denklemden çıkartıldığı bir düzene dürüst ilerliyoruz.

Modernistlerle postmodernistler arasındaki manzara ayrılığı, mekânı algılayış farklılıklarından kaynaklanmakta: “Modernistler, mekânı, toplumsal amaçlar uğruna biçimlendirecek bir şey olarak görürken, postmodernistler için mekân, belki vakit dışı ve hiçbir çıkar gözetmeyen bir güzelliğin kendi içinde bir niyet olarak elde edilmesi hedefi hariç, her şeyin üstünde yükselen bir toplumsal amaçla zorunlu hiçbir bağı olmayan hedef ve ilkelere kadar biçimlendirilecek egemen ve özerk bir şey…” Yaşadığımız kadim şehir İstanbul ve konuşlandığınız tarihi mekandan yola çıkarsak, platformu konumlandırdığınız akıl, idea neresi?

Biz bu platformu oluştururken, en büyük amacımız sanatın bütün dalları için karşılıklı bir payda oluşturabilmekti. Demin çok yeniyiz ama aldığımız geribildirimler ve sonuçlar gayet hoş. Bu da yaratmak istediğimiz idea açısından, epeyce sevinç verici. Bu şekilde de yol almakta kararlıyız.

“Her modern şaheser aktüel olmayabilir”

Tanıtım metninizdeki “modern sanat” kavramı dikkatimi çekti. Sizce tanımlama olarak aktüel sanatla çağdaş sanat aralarında bir ayrım var mı? Yahut bir takım eleştirmenlerin söylediği gibi bu bir tercüme sorunu mu?

Aktüalite ve çağdaşlık ayrı ayrı ele alınması gereken şeyler. Birinin varlığı diğerini beraberinde getirmiyor. böylece sorunuzda da ifade ettiğiniz gibi burada çeviriden gelen bir yanlış uygulama söz konusu. Aktüel olan her meslek çağdaş sanat olmadığı gibi, her çağdaş şaheser de güncel olmayabilir.

Soyut resmin Türkiye’deki öncülerinden Fahrelnisa Zeid’in ilk bireysel sergisini 1945’te, ikincisini ise 1946’da açtığı Ralli Apartmanı sanat tarihi açısından büyük değer taşıyor. Mimar ve sanat mekanı sahibi olarak bu sizin için ne açıklama ediyor?

Bulunduğumuz mekan, bizim için doğaüstü bir ilham kaynağı. Sanat tarihi için bu denli önemli ve değerli bir ressam olan Fahrelnissa Zeid ile iki taraflı bir alanda bulunmak epeyce kibir verici. Bunun yanına, Ralli Apartmanı’nın bulunduğu konum nedeniyle sanatseverlerle daha yakın bir ilişki kurabilecek edinmek da bizi motive eden etmenlerden. Lokasyonumuza ilave olarak PAPKO ile komşuluğumuz da bizim için büyük bir talih. Şehrimizde ve ülkemizde tarihe şahitlik etmiş yapıların korunması adına mekanların içten değerlendirilmesini de hem fazla kıymetli buluyorum.

“Mimarlık, mühendisliğin bittiği yerde başlar” diyor çağdaş mimariye yön veren Alman Mimar Walter Gropius. Siz, yüksek mimarlıktan sanat mekanı açmaya nasıl karar verdiniz? Bildiğim kadarıyla üç kız kardeşsiniz ve üçünüzün de mesleği mimar. Size, sanat galerisi-platformu açmalıyım dedirten ne oldu?

Öncelikle spesifize etmek isterim ancak sanat ve mimarinin kuramsal bir ilişkisi değil. Mimarlık ofisinden bir sanat platformu kuruculuğuna geçişim, ayrıntılarıyla sevgi ve ilginin beni yönlendirmesiyle oluştu. İçimdeki sanat sevgisi, bu sevgiyi bir işletme olarak da var edebilecek güçte olduğu için, bugün Ferda Art Platform’dan bahsedebiliyoruz.

Daha yeni bir oluşumsunuz fakat galerinin ilk fikir aşamasından bugüne gelinen sürecinde ortaya çıkan cümle ne olur?

Anadolu Yakası’ndaki mekanımızı planlarken, daha naif ve küçük hayallerle ortaya çıktık. Hemen ise amacımıza varmak için diğer bir yol izlememiz gerektiğinden daha güçlü ve büyük hayallerle, daha gözü kara adımlar atarak ilerliyoruz.

“Mimarlık ve sanatı benzer kulvara koymamak gerekiyor”

Modern sanatın sizdeki karşılığı nedir? Dünyada ve Türkiye’deki çağdaş sanatı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Böyle bir değer biçme bir soruya sığmamakla beraber, bunun gibi soruların işin profesyonellerine ve bu konulara uzun uzadıya emek vermiş akademisyenlere yöneltilmesini içten buluyorum. Ama benim bireysel fikrim, fazla sayıda yöresel belirleyicisi olan bir piyasa olduğundan, modern sanatı bu şekilde değerlendirmenin epeyce zorlama olduğu yönünde.

2020’de Ferda Art Platform’da hangi sergileri gezeceğiz, bizlere azıcık gelecek ayların ajandasından bahseder misiniz?

2020’nin devamında, Haziran ayının sonuna kadar ayrıca asıl sergi alanımızda ayrıca de proje mekanımızda ilk kere sanat piyasasında var olacak isimleri görebileceksiniz.

Platformdaki sergilerde ve etkinliklerde önceliğiniz, amacınız ne olacak? Amaç kitleniz kimlerdir? Örneğin, on yıl daha sonra hayaliniz nedir?

Önceliğimiz, bu mekanı sanatın her dalının her zaman var olabileceği bir alana dönüştürmek. Devamında ise elimizden geldiğince sanata yer açabileceğimiz bu alanda sürdürülebilir projeler gerçekleştirmek. Fakat, gaye kitlesi bu alanda doğru bir ifade olmaz; sanatsever herkese kapımız açık. Bundan on sene sonradan Ferda Art Platform için hayalim kendini kanıtlamış ve sanat alanında bir yer edinmiş bir mekan yaratabilmiş almak. Gerisi sanatçı ve izleyicilerin takdiri…

Bir de Anadolu Yakası’nda sanat mekânı açmaya dair bir cümleniz var, masada veya ufukta hâlâ pek bir us var mı?

Fiilen bizim birincil mekanımız Anadolu Yakası’ndaydı. Daha Sonra Ferda Art Platform’u Avrupa Yakası’na taşıdık. İlerde olur ya böyle bir konuyu düşünebiliriz, ama henüz bu planlarda değil.

Son olarak anlatmak veya  paylaşmak istediğiniz…?

Mimarlık ve sanatı aynı kulvara koymamak gerekiyor. Biri kullanıcıya göre hareket ederken diğeri sanatçının üretimiyle izleyicinin ilişkisi üzerinden çalışır. Bu farkın, bütün taraflar için dürüst bir şekilde ayırt edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
reklam

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
reklam